Jan
05

1972 yılında İstanbul’da doğdu. Şiir ve öyküleri Dergibi, Ülke, Dergâh, Kırklar, Yedi İklim, Endülüs, Yeni Dergi, Eksen, Bu Ülkenin Çocukları, Martı ve Kanat, yazıları ise Sağduyu, Yeni Şafak ve Gerçek Hayat’ta Milli Gazete’de yayınlandı. Bir dönem, Haftalık İntermedya Ekonomi dergisinde muhabirlik yaptı.TGRT Haber Kanalı’nda yayınlanan Ankara’nın Gündemi programının editörü oldu. Halen Gerçek Hayat Dergisinde çalışıyor.
Leyla Akça Yazgıç ile evli ve Meryem Ayşe isminde bir kızı var.

Kitapları: Sebepsiz Serçe (Şiir), Taş Suya Değince (Şiir), Kırk Gri Hırka (Öykü), Avrupa Birliği (Araştırma).

Jan
05

Sigorta, risklerin gerçekleşmesi sonucu doğabilecek zararları gidermek için kullanılan mali araç. Sigorta sözleşmesi, sigorta yapılması için hukuken gerekli sözleşme. Sigorta şirketi, sigorta işlerinin yönetilmesi, işletilmesi, satışı ile ilgilenen şirket. Sigortacılık, bu işlerle ilgilenen meslek.

İnsanların tüm varlık ve girişimleri risk (riziko) adı verilen belirsizliklerin tehdidi altındadır. Sigorta, risklerin gerçekleşmesi halinde doğan zararı karşılar, böylece geleceğin maddi açıdan belirli hale gelmesini sağlar. Sigorta kişi ve kurumlara güven sağlar, böylece geleceğin planlanmasını mümkün kılar, girişimciliği teşvik eder.

Sigortanın işleyişi

Sigorta, temelde, benzer riske maruz kalan kişilerin (sigortalılar) maddi güçlerini birleştirerek yardımlaşmasıdır. Sigorta şirketlerinin işlevi, bu kişilerin birbirlerini bulmasını ve gerçekleşen zararların giderilmesini organize etmektir.

Aynı riske maruz kalan kişiler bir araya gelerek gerçekleşen riskleri hep birlikte karşıladıklarında, kişi başına düşen ödeme miktarı düştüğünden büyük bir risk bile herkes için karşılanabilir hale gelebilir. Bir araya gelen kişi sayısı ne kadar fazla olursa, kişi başına düşen zarar miktarı o kadar tahmin edilebilir hale gelir. Olasılık hesaplarında büyük adetler kanunu (veya büyük sayılar kanunu) adı verilen kanuna göre, aynı riske konu olan kıymetlerin sayısı ne kadar fazla olursa, gerçekleşecek hasar, riskin oluşma ihtimaline o denli yakın olacaktır.

Bir sigorta şirketinin organizasyonu altında biraraya gelen sigortalılar gelecekteki hasarları karşılamak için prim adı verilen ücreti öderler. Prim tutarına, hasarlar için yapılacak ödemelerin yanı sıra, sigorta şirketinin işletme masrafları, kârı, vergiler, acente komisyonları gibi kalemler de dahildir.

Sigorta, öngörülemez ve maddi zarar doğuracak olaylara (yani risklere) karşı yapılır. Ne zaman olacağı önceden bilinen olaylara karşı sigorta yapılmaz. Kumar, hisse senedi alım-satımı gibi spekületif riskler ve kanuna aykırı olarak yapılan işler sigortalanamaz. Keza, kanunlardan kaynaklanan cezalara karşı sigorta olmaz.

Sigorta teminatının işlemeye başlaması için sigortalı ile sigorta şirketi arasında sigorta sözleşmesi yapılır. Poliçe, sigorta sözleşmesinin koşullarını içeren ve ispatlayan belgedir. Poliçe üzerinde sigorta şirketinin ünvanı, adresi, sigortalının adı, riskle ilgili bilgiler, prim, sigorta başlangıç ve bitiş tarihleri, sigorta koşulları vs. yer alır.

Sigorta satışları bazen doğrudan sigorta şirketleri tarafından yapılmakla birlikte, genellikle sigorta aracıları tarafından yapılır. Sigorta aracıları belli bir sigorta şirketine bağlı çalışan acenteler ve sigorta şirketlerinden bağımsız çalışan sigorta brokerleridir. Aracıların başlıca görevleri, sigorta müşterisini riskler ve buna uygun çözümler hakkında bilinçlendirmek, prim ödemelerini, hasarların tazmin edilmesini ve poliçenin yenilenmesini takip etmek, gerektiğinde hatırlatmada bulunmaktır. Prim tahsil etme yetkisi bulunan acenteler, müşterilerden aldıkları primleri sigorta şirketine öderler. Bu hizmetlerine karşılık aracılar komisyon alırlar. Komisyon genellikle prim tutarına dahil edilir.

Sigorta edilmiş bir riskin gördüğü zarara hasar denir. Bir hasar gerçekleştiğinde, sigortalı, sigorta şirketinde ihbarda bulunur. Sigorta şirketi, hasarı kendisinden bağımsız bir eksperin incelemesini sağlar. Daha sonra eksper raporunu inceleyerek, sigorta teminatı içindeki zararı tazmin eder, sigortalıya tazminat öder.

Can sigortalarında ve bedeni hasarlarda ise tazminat, aktüer denilen uzmanların yaptığı aktüerya hesaplarının sonucuna göre ödenir.

Eğer bir hasar üçüncü bir şahsın kusuru sonucu oluşmuşsa ve sigortalının o şahıstan tazminat talep etme hakkı veya daha başka hakları doğduysa, halefiyet denilen hukuki ilke uyarınca bu haklar ödediği hasar oranında sigorta şirketine geçer. Sigorta şirketinin bu hakkını kullanarak kusurlu taraftan tazminat talep etmesine rücu adı verilir. Örneğin, A ve B araçlarının karıştığı bir kazada, B aracı kusulu ise, A’nın sigortacısı önce A’ya tazminat öder, daha sonra, ödediği tazminatı B’den talep edebilir.

Sigorta şirketleri önce bu haklarını kusurlu kişilerle anlaşarak (sulhen) kullanmayı denerler. Sulhen giderilemeyen sorunların çözümü için mahkeme yoluna gidilir. Çağdaş sigorta şirketlerinde rücu ve hukuk işlerinde uzmanlaşmış bölümler bulunur.

Deprem gibi büyük felaketler sonucu ödenen hasarların sigorta şirketlerinin mali güçlerini aşan tutarlara ulaşması nedeniyle, sigortacılar da kendi üstlendikleri riskleri sigortalarlar. Bu yeniden sigortalama işlemine reasürans denir. Reasürans konusunda çalışan şirketlere reasürör adı verilir. Reasürörler, verdikleri teminat karşılığında sigorta şirketlerinden prim alırlar. Reasürans, uluslararası bir iştir. Bir sigorta şirketi, risklerini pek çok reasüröre devredebilir. Böylece, deprem gibi felaket boyutlarındaki riskler bile dünya çapında pek çok şirkete dağılarak ödenebilir hale gelir. Bu durumun bir yansıması olarak, dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen bir felaket, tüm sigorta piyasasını etkiler. Örneğin, ABD’de meydana gelen 11 Eylül Saldırıları sonucunda, Türkiye’deki sigorta primleri de (Dünya çapında olduğu gibi) arttı.

Artan rekabet sonucu, çağdaş sigorta şirketleri müşterilerine tazminat ödeyerek yardımcı olmanın dışında sayısı giderek artan bazı yardım hizmetleri, örneğin yolda kalan araçlar için çekici, bozulan musluklar için tesisatçı temini gibi ek hizmetler vermektedir.

Sigorta şirketleri çoğu ülkede (ve Türkiye’de) hayat ve hayat dışı branşlarda çalışan şirketler olarak ikiye ayrılır.

Türkiye’de sigortacılık Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenmekte ve denetlenmektedir.

Türkiye’deki sigorta müşterileri, sigorta şirketi ile anlaşmazlığa düştüklerinde, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’ne [1] veya Hazine Müsteşarlığı’na [2] başvurabilir.

Sigorta türleri

Kanunen “sigortalanamaz” olarak nitelenen riskler dışındaki tüm riskler sigortalanabilir. Başlıca sigorta türleri şunlardır:

  • Can Sigortaları

    • Hayat sigortası
    • Ferdi kaza sigortası
    • Sağlık sigortası
  • Mal sigortaları
    • Kasko vb. oto sigortaları
    • Yangın sigortası
    • Nakliyat sigortası
    • Mühendislik sigortaları
  • Sorumluluk sigortaları
  • Hukuksal koruma sigortaları
  • Kredi sigortaları

Sigorta türleri, zorunlu olup olmamasına göre de sınıflanabilir. Türkiye’de başlıca zorunlu sigortalar Trafik Sigortası ile Zorunlu Deprem Sigortasıdır.

Tarihçe

Babilliler’in MÖ 1800 yıllarında geliştirdiği Hammurabi Kanunları, sigortanın bilinen ilk hukuki şeklini içeriyordu. Buna göre, bir kervana haydutların saldırması halinde, zarar kervan sahipleri arasında bölüşülür.

Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde bir tür nakliyat sigortası vardı. Gemi sahipleri, ticaret seferine çıkacakları zaman sermaye olarak deniz ödüncü denilen bir borç alırlardı. Eğer gemi sağ salim geri dönerse, gemi sahibi deniz ödüncünü misliyle geri öderdi. Ancak gemi yolda batarsa, deniz ödüncü gemi sahibinde kalırdı.

Yine aynı dönemde, Rodos Kuralları denilen bir düzenlemeyle müşterek avarya kavramı ortaya çıktı. Buna göre, kaptan bir tehlikeyle karşılaştığında gemisini kurtarmak için yükün bir kısmını denize atarsa, bu zarar gemi ve yük sahipleri arasında paylaşılırdı.

14. yy’da, Cenevizliler tarihte sigortaya özgü (diğer ticari konuları içermeyen) ilk sözleşmeleri yaptılar.

15. yy’da İspanya’da sigorta hukukuna ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapıldı. 1435 ve 1436 yıllarında kabul edilen iki kararname ile nakliyat sigortalarına dair kurallar kondu.

17. yy’dan itibaren İngiltere’de ilk sigorta şirketleri kurulmaya başladı. O zamana dek sigorta işi tüccarlar tarafından yapılıyordu. Ancak 1666′da 13.200 ev ve 87 kiliseyi yok eden Büyük Londra Yangını sonrasında öyle büyük zararlar oluştu ki, sadece yangın sigortası üzerine uzmanlaşan sigorta şirketleri kuruldu. Önemli bir ticaret merkezi olan Londra, bu yüzyıldan itibaren dünya sigortacılığının önde gelen şehri haline geldi.

17. yy’ın sonlarına doğru, Londra’nın dünya ticaretindeki artan önemi nedeniyle, bu şehirde nakliyat sigortacılığı konusunda da önemli bir talep doğmaya başladı. 1680′lerin sonuna doğru Edward Lloyd, Londra’da denizcilerin gittiği bir kahvehane açmıştı. Kahve, zamanla gemilerini veya yüklerini sigorta ettirmek isteyenler ile bu riskleri kabul etmek isteyenlerin buluşma noktası halini aldı. Lloyd’s, zamanla kahvehaneden nakliyat ve özel riskler konusunda uzmanlaşmış dünya çapında bir sigorta borsası haline dönüştü.

Mucit ve siyaset adamı Benjamin Franklin, ülkesi ABD’de sigortacılığın gelişmesi için çaba gösterdi. Kurduğu sigorta şirketi, yangına karşı sigorta yaptığı gibi, sigortalıları yangın riskine karşı bilinçlendiriyor, yüksek riskli ahşap binaları sigortalamıyordu.

Türkiye’de sigortacılık

Sigorta kelimesi, Türkçe’ye İtalyanca sicurta kelimesinden geçmiştir.

Ahilik teşkilatı gibi mesleki loncalar, kurdukları yardım sandıklarıyla Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk sigorta örneklerini verdiler. Bu sandıklar yangın ve ölüm gibi bugün de sigorta konusu olan risklere karşı üyelerini koruyordu.

Bu ilk örnekler dışında, Türkiye’de sigortacılık geç gelişti. Bunun nedeni olarak İslam dininin kadercilik anlayışı gösterilir. Belki de daha önemli bir neden, ticaretin ve mali yapının Batı Avrupa’ya kıyasla geri kalmış olmasıydı.

1870 yılında özellikle İstanbul’daki azınlıkların ve yabancıların mallarını etkileyen Beyoğlu yangını, sigorta düşüncesinin yaygınlaşmasına ve ilk sigorta şirketlerinin kurulmasına neden oldu. Bunların çoğu yabancı kökenliydi. İlk yerel sigorta şirketi, 1893 yılında kurulan Osmanlı Umum Sigorta Şirketi oldu. 1864 tarihli Deniz Ticareti Kanunu’nda sigortacılıkla ilgili ilk düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemeler 1906′da kara sigortacılığına özel hükümler kanunlaşıncaya kadar kıyas yöntemiyle kara sigortalarında da kullanıldı. Yabancı sigorta şirketlerinin başına buyruk çalışmalarını düzenlemek amacıyla 1914′te sigorta denetimi konusunda ilk kanun çıkarıldı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, milli iktisat anlayışı doğrultusunda, sigortacılık alanında da yerel sermayenin varlık göstermesi için yeni sigorta şirketleri kuruldu.

1929 yılında, sigortacıların meslek kuruluşu olarak Sigortacılar Cemiyeti Daire-i Merkeziyesi kuruldu. Bu kuruluş, bugün de varlığını Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği adıyla devam ettirmektedir. [3]

1956 yılında düzenlenen Türk Ticaret Kanunu’nun beşinci kitabında, sigortacılıkla ilgili düzenlemeler yapıldı. 2007 yürürlüğe girecek yeni Türk Ticaret Kanunu’nun taslak çalışmasında sigortacılıkla ilgili önemli düzenlemeler öngörülmüştür.

1980′li yıllarda Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde uygulanan liberal siyaset sayesinde yabancı şirketler türk sigorta sektörüne dönmeye başladı. [4]

1990 yılında, o zamana kadar devlet tarafından belirlenen sigorta tarifeleri serbest bırakıldı. [5] Bunun sonucu olarak sigorta primleri ve şirket kârları hızla düştü, rekabet zorlaştı. Düşen kârlar ve 90′lı yıllarda yaşanan ekonomik krizler nedeniyle yabancı şirketler yavaş yavaş Türk sigorta piyasasından çekildiler. Ancak Türk sermayeli banka ve holdinglerin öncelikle kendi grup risklerini sigortalamak üzere çok sayıda şirket kurması nedeniyle sektörde bir daralma yaşanmadı.

1990′ların son yıllarından itibaren Türkiye’ye yabancı sermayeli sigorta şirketlerinin yeniden geldiği ve pazar paylarını giderek büyüttükleri görülmektedir. 2006 yılında sektörde yabancı sermayeli şirketlerin pazar payı %50′yi geçmişti. [6]

Jan
04

Reasürans, sigorta şirketlerinin üstlerindeki riskleri tekrar sigortalatarak kendilerini güvence altına alması.

Reasürans işinde uzmanlaşan şirketlere ve bu şirketlerde çalışan reasürans konusunda uzman kişilere reasürör denir.

Reasürans tekniği

Reasürans sayesinde, sigorta şirketleri, kendi mali kapasitelerinin çok üzerindeki risklere teminat verebilir. Reasürörlere devredilen riskler, dünyanın her tarafında reasürans yapan şirketlere dağılır. Böylece, özellikle büyük risklerin etkileri bölünür ve uluslararası mali piyasalara dağılarak karşılanabilir hale gelir.

Sigorta şirketleri, reasürans işinde genellikle riski veren taraf olmakla birlikte, bazen risk kabulü de yaparlar. Sigorta şirketlerinin reasürans işi kabulü, çoğu kez havuzlar (pool’ler) yoluyla olur.

Sigorta şirketleri, risklerin tümünü reasürörlere devretmez, bir kısmını kendileri üstlenir. Sigorta şirketlerinin kendilerinde kalan bu riske saklama payı (veya konservasyon) denir.

Sigorta şirketleri, devrettikleri riskler karşılığında reasürörlere prim öderler. Reasürörler ise, sigorta şirketlerine, üstlendikleri risklerden kaynaklanan hasar tazminatlarını ödedikleri gibi, kendilerine devrettikleri riskler için ayrıca bir de komisyon ödemesinde bulunurlar.

Başlıca reasürans yöntemleri şunlardır:

Zorunlu reasürans

Sigorta şirketinin reasürörle anlaşarak belli bir dönem içinde (çoğu kez bir yıl boyunca) kabul ettikleri tüm poliçelerin sigortalanmasını sağlamasıdır. Bu durumda sigortacı ve reasürör bir anlaşma (trete) imzalarlar.

Zorunlu reasürans anlaşmalarında sigortacı üstlendiği her riski anlaşma kapsamına girdiği sürece reasüröre devretmek zorundadır. Buna karşılık reasürör de kendisine devredilen her riski kabul etmek zorundadır.

Reasürans anlaşmaları, riskin paylaşılma yöntemine göre çeşitli gruplara ayrılır.

  • Bölüşmeli reasürans anlaşmaları: Bu tür anlaşmalarda, sigorta primi ve hasarlar belli bir oranda sigorta şirketi ile reasürör arasında paylaşılır. Sonuç olarak sigortacının ve reasürörün devredilen risklerden elde edeceği kâr veya zarar birbirine benzer olacaktır. Başlıca türleri, aşkın bedel anlaşmaları (eksedan, surplus) ile belirli paylı (kotpar) anlaşmalardır.
  • Bölüşmesiz reasürans anlaşmaları: Bu tür anlaşmalarda reasürör, sigortacının zararının belli bir tutarı geçmesi halinde, sadece aşan kısmı ödemekle yükümlüdür. Sigortacıya ödenen hasarla reasüröre devredilen prim arasında oransal bir bağlantı yoktur. Bu anlaşmaların başlıca türleri hasar fazlası (excess of loss) ve stop loss ‘tur.

İhtiyari reasürans

Sigorta şirketlerinin seçtikleri riskleri, risk bazında reasüröre devretmesi durumudur. Genellikle tretelerin üst teminat sınırlarının da üzerine taşan çok büyük riskler için kullanılır. Bu riskler, parça bazında sigortalanır. Reasürörler, çoğu kez ihtiyari reasürans için sigorta şirketinden risk hakkında ayrıntılı bilgi ve belge isterler. Reasürör şirketlerde ihtiyari risk kabulünde uzmanlaşmış kadrolar, bu bilgileri inceleyerek risk kabulü konusunda karar verir.

İhtiyari-zorunlu

Zorunlu ve ihtiyari reasüransın bir karışımıdır. Bu tür reasürans anlaşmalarında sigortacı istediği riski reasüröre devretmekte serbesttir. Buna karşılık reasürör, kendisine anlaşma kapsamında devredilen her riski kabul etmek zorundadır.

Retrosesyon

Reasürörlerin kendi üstlerindeki riskleri sigortalaması durumudur. Böylece riskler daha da dağıtılmış olur. Bir retrosesyonda riski devreden taraf reasürördür. Riski kabul eden ise (reasüransta olduğu gibi) bir diğer reasürör, bir sigorta şirketi veya bir pool olabilir. Sadece retrosesyon işi yapmak şirket yoktur. Retrosesyon anlaşmasında riski kabul eden şirkete retrosesyoner, devreden şirkete retrosedan denir.

Retrosesyon işindeki önemli bir risk, devredilen risklerin sigorta piyasasında dönüp dolaşıp yine devreden şirkete gelmesidir. Bu duruma spiral denir. Spiral oluşması halinde, retrosesyoner şirket, farkına varmadan fazladan risk üstlenmiş olacaktır. Özellikle felaket hallerinde, bu risk önemli boyutlara ulaşır. 1980′lerde Londra sigorta piyasası spirallerden etkilendi. Bazı reasürörlerin iflas etmesi sonucunda, bunlara risk devreden sigorta şirketleri de etkilendi ve teminatsız kaldı. Bu nedenlerle, retrosesyoner şirketler risk kabul ederken spiral oluşmaması için özellikle dikkatli davranır.

Risk bonoları

Risk bonoları, özellikle felaket hasarlarına verilen teminatların bonolar haline getirilerek mali piyasalarda satılması yoluyla yapılır. Bonoları alanlar, dönem sonunda gerçekleşen hasar miktarına göre kazanç elde eder ya da kayba uğrarlar.

Türkiye’de reasürans

2007 itibariyle Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’ne kayıtlı Türkiye’de faaliyet gösteren iki reasürans şirketi vardır birincisi bir İş bankası iştiraki olan Milli Reasürans T.A.Ş. ve diğeri Artı Reasürans A.Ş.’dir. Geçmişte Türkiye’de Destek Reasürans, Halk Reasürans, İstanbul Reasürans gibi şirketler kurulmuş, ancak sektördeki konsolidasyon ve dış rekabet nedeniyle faaliyetlerini sürdürememiştir. Halk Reasürans, tüzel kişiliğini korumakla birlikte, yeni risk kabulü yapmamaktadır.

Türkiye’deki sigorta şirketleri, risklerini ağırlıklı olarak yabancı reasürans şirketlerine devretmektedir. Bu nedenle Türk sigorta sektörü, uluslararası reasürans piyasasındaki koşullara tabi olarak çalışmak zorundadır.

Jan
04

Ali Düşenkalkar (d. 1961, Lefkoşe), Türk tiyatrocu ve oyuncu.

1983 yılında Devlet Konservatuarı’ndan mezun olduktan sonra, aynı yıl Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı. Halen orada çalışmakta, 2 reji ve 36 oyunda görev aldı. Evli ve bir çocuk babası. Seray Gözler’in Kardeşidir.

Ödülleri

ÇYDD 2000 yılı En İyi Erkek Oyuncu ( Söylev )

Jan
04

Birleşik İşçi Sendikası (BİS), sigortasız, güvencesiz çalışan ve işsiz kalan işçileri örgütleme amacıyla 2001 yılında kurulan bir sendikadır.

BİS’i kuran işçi ve emekçiler, Türkiye’nin geniş taşeronlaşma olanakları, sigortasız işçi çalıştırmanın rahatlığı, tazminat yükümlülüğünün genellikle yerine getirilmemesi ve geleneksel sendikaların bürokratik hantallığı ve zayıflığı gibi faktörler nedeniyle kuruldu.

ILO şartlarının ve Türk İş Kanunu’nun belirlediği çerçevenin çok gerisinde kalan bu işçilik koşullarını içine sindirmeyen bir grup işçi, geleneksel sendikaların küçük ve orta ölçekli işletmelerde insanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçilerin sorunlarına eğilmediğini gözlemleyerek bir arayış içerisine girerek yeni bir sendika kurmaya karar verdiler. Sendikanın kuruluşu 2001 Ağustosu’nda gerçekleşti.

BİS (Birleşik İşçi Sendikası) kurulmasından sonra geçen süre zarfında çalışmalarını ağırlıkla, içerisinde 200-250 bin işçinin istihdam edildiği İkitelli bölgesi ve civarında yoğunlaştırdı. Merkezini İkitelli’de açan BİS kuruluşundan beri taban inisiyatifine dayanan bir yönetim biçimini kabul etti. Açık yapılan sendika yönetim kurulu toplantılarına tüm üyelerin katılımı teşvik edildi.

BİS’in içerisinde sektörel bazda oluşturulmuş bir birimleşmesi benimsendi: tekstil birimi, ayakkabı birimi, metal birimi, posta birimi çalışmalarını özerk biçimde yürüttü.

Kuruluşunun hemen sonrasında yürüttüğü “Sigortasız Çalışmaya Son” başlıklı kampanya ile tespit ettiği sigortasız işçi çalıştıran işyerlerini yetkili kurumlara ihbar eden BİS, birçok işyerine yapılan teftişler neticesinde 10’larca işçinin sigorta hakkını elde etmesini sağladı. Yine aynı dönemde, işten atıldığı halde tazminatını alamayan çok sayıda işçiye hukuki yol gösteren BİS sayesinde, yine 10’larca işçi hem tazminatını aldı hem de haklarını nasıl koruyabileceği konusunda bilgi sahibi oldu. Sendika, en son olarak taşeron PTT işçilerinin mücadelesine yön verirken İş Mahkemesi tarafından 2003 yılında kapatıldı.